Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
bela getirmek
Anlamı:

1. kötülüğe, felakete uğratmak

Örnek:

1. Yurtlarına bela getiren bu kadını, ayıplamıyor kentin uluları.

1. Yurtlarına bela getiren bu kadını, ayıplamıyor kentin uluları.


bela kesilmek
Anlamı:

1. birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak

Örnek:

1. Zavallı Reşat Efendi kendisinden başkaları için âdeta bir bela kesilmişti.

1. Zavallı Reşat Efendi kendisinden başkaları için âdeta bir bela kesilmişti.


bela okumak
Anlamı:

1. birine ilenmek


bela olmak
Anlamı:

1. aşırı güçlük, sıkıntı ve zarara sebep olmak

Örnek:

1. Solda sıfırlar önemsiz sanılır ama sağda sıfırlar da öyle zaman gelir ki bela olur.

1. Solda sıfırlar önemsiz sanılır ama sağda sıfırlar da öyle zaman gelir ki bela olur.


belagat
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği

Örnek:

1. Gülünç olduğu kadar hazin bir belagati varmış.

1. Gülünç olduğu kadar hazin bir belagati varmış.

2. Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı, retorik

3. edebiyat , edebiyat , edebiyat , edebiyat , Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı

Örnek:

1. Hakikati ifade için yazıdan ziyade resmin belagatine müracaat daha doğru olacak.

1. Hakikati ifade için yazıdan ziyade resmin belagatine müracaat daha doğru olacak.

4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bir şeyde gizli olan derin anlam

Örnek:

1. Sükûtun belagati.

1. Sükûtun belagati.


Lisan : Arapça belāġat

Telaffuz : bela:gat, l ince okunur

belagatli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Belagati olan


belagatsiz
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Belagati olmayan

Örnek:

1. Yeni kelimeler sanatı, daha saf, hiç belagatsiz ve hiçbir zaman, hiçbir şey ispat etmeye çalışmıyor.

1. Yeni kelimeler sanatı, daha saf, hiç belagatsiz ve hiçbir zaman, hiçbir şey ispat etmeye çalışmıyor.


belahet
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Alıklık

Örnek:

1. Faziletle belahet aynı şey sayılıyor.

1. Faziletle belahet aynı şey sayılıyor.


Lisan : Arapça belāhet

Telaffuz : bela:het, l ince okunur

belalar mübareği
Anlamı:

1. alay yollu , alay yollu , alay yollu , alay yollu , istenilmeyen, kaçınılan bir durumun gerçekleştiği bildirilirken söylenen bir söz


belalı
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yoran, üzen, can sıkan

Örnek:

1. Bu belalı işin iyi gitmeye başlamasının daha ucundayız.

1. Bu belalı işin iyi gitmeye başlamasının daha ucundayız.

2. Kavgacı, şirret

Örnek:

1. Yeryüzünde balta olacak bundan daha belalı bir adam olacağını tasavvur edemiyorum.

1. Yeryüzünde balta olacak bundan daha belalı bir adam olacağını tasavvur edemiyorum.

3. isim , isim , isim , isim , Yolsuz kadının zorba dostu

Örnek:

1. Belalıları başından taşkın kadınlarla uğraşacak yaşta değiliz.

1. Belalıları başından taşkın kadınlarla uğraşacak yaşta değiliz.


belası
Anlamı:

1. -den dolayı, sebebiyle

Örnek:

1. İlme karşı saygı belası olarak dinlemek zaruridir.

1. İlme karşı saygı belası olarak dinlemek zaruridir.


Ön Takı : (...)

belasını bulmak
Anlamı:

1. hak ettiği cezayı görmek

Örnek:

1. Hâlime dünya acıyor, rakiplerim de belasını buldu diye seviniyor.

1. Hâlime dünya acıyor, rakiplerim de belasını buldu diye seviniyor.


belasız

İlgili Kelimeler:

kazasız belasız

Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bela içermeyen


belasızlık
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Belasız olma durumu


belaya çatmak (veya girmek veya uğramak)
Anlamı:

1. beklenmedik bir bela ile karşılaşmak

Örnek:

1. Çattık belaya, ne ister bu adam benden canım, şamaroğlanına döndürdü.

1. Çattık belaya, ne ister bu adam benden canım, şamaroğlanına döndürdü.


belayı satın almak
Anlamı:

1. göz göre göre belayı üstüne çekmek


belce
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , İki kaş arası


Belçikalı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Belçika halkından veya bu halkın soyundan olan kimse


Özel: Evet

belde
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , İlçeden küçük, belediye ile yönetilen yer

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Mekân, yer, çevre

Örnek:

1. Bugün toz hâlinde sallanan bu iklim, asırların uykusundan, bunca sanat beldeleri gibi bir gün sıyrılacak.

1. Bugün toz hâlinde sallanan bu iklim, asırların uykusundan, bunca sanat beldeleri gibi bir gün sıyrılacak.


Lisan : Arapça belde

belden aşağı vurmak
Anlamı:

1. iş hayatında, insan ilişkilerinde, siyasette kural dışı saldırmak


beledi
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Şehirle ilgili

Örnek:

1. Millî hükûmet arzu eder ki tamamıyla sınai bir şehir olsun; bu beledi bir fikir olamaz, millî bir fikirdir.

1. Millî hükûmet arzu eder ki tamamıyla sınai bir şehir olsun; bu beledi bir fikir olamaz, millî bir fikirdir.

2. Yerleşik

Örnek:

1. Beledi hastalık.

1. Beledi hastalık.

3. isim , isim , isim , isim , Pamuklu, kalın bir tür kumaş


Lisan : Arapça beledī

Telaffuz : beledi:

belediye

İlgili Kelimeler:

belediye başkanı, belediye çavuşu, belediye encümeni, belediye meclisi, belediye nikâhı, belediye polisi, belediye reisi, belediye sarayı, belediye teşkilatı, belediye zabıtası

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt, şehremaneti

2. Bu örgütün bulunduğu bina

Örnek:

1. Daha belediyeyi dönmüş dönmemiştim ki beynimden vurulmuşa döndüm.

1. Daha belediyeyi dönmüş dönmemiştim ki beynimden vurulmuşa döndüm.


Lisan : Arapça belediyye

belediye başkanı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Belediye teşkilatını yöneten kimse, belediye reisi

Örnek:

1. İki gün sonra belediye başkanının yakını bir arkadaş gidip onunla konuştu.

1. İki gün sonra belediye başkanının yakını bir arkadaş gidip onunla konuştu.

2. tarih , tarih , tarih , tarih , Şehremini


belediye çavuşu
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Zabıta işlerinde üst görevli

Örnek:

1. Belediye çavuşu yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı ve arastaları dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.

1. Belediye çavuşu yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı ve arastaları dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.


belediye encümeni
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Belediye kanununda belirtilmiş görevleri yerine getiren, özel kanunlarla belediye meclisi tarafından verilen görevleri, belediye meclisi toplu bulunmadığı zaman tetkik eden ve karara bağlayan organ